Vuslatı Hayal Olan,
Kendini Kendine Esir Eder,
Kendini İçinden Çıkamadığı Çelik Bir Kafese Kilitler...
Çünkü O,
Her An İçine Çektiği Soluktur,
Nefestir...
Ağlasa da Unutulmuşluğun Soğuk Taşlarında,
Yüreğine Bir Damla Derman Vermese de,
Çile İle Geçen Hayatını Güldürmese de,
Gönül Ona Akmış Bir Kere,
O,
Manasız,
Anlamsız,
İsimsiz Bir Sevgili Olmaz...
Ilık Ilık Eser Nefesi Dudaklarında...
Vuslatı Beklerken Solmuş Olsa da,
Yılmaz,
Uslanmaz...
Tükenişini Kabullenmez,
Bitişine İnanmak İstemez...
Hatırlamasa da,
Aramasa da,
Sormasa da,
Ümitlerini Kırsa,
Hayallerini Yıksa da,
Ah Etmez,
Önünü Göremeyecek,
Yönünü Bilemeyecek Kadar,
Gölgesini Karanlık Sokaklarda Başıboş Bırakmaz...
Her Şeyi Bırakarak Bir Uçurum Kenarında,
Unutamaz Duyduğu O İlk Heyecanı...
Kalp Atışlarını,
Çocuksu Bakışmalardaki Büyülü Anları...
Adı Kapanmayan Bir Yaradır,
Kanar Durmadan...
Adıyla Çağırır Onu...
Yeni Bir Ümitle
Bekler Gelmesini...
Hepsinden Önce,
Her Şeyden Önce;
Eğer Bir Yürek,
Biri İçin Çarpıyorsa,
Bir Umut Hala Var Demektir...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.